Hz. Âdem’in ve şeytanın yaratılışları geçmişin karanlıklarında kalan bir meseledir. Soyut akılla veya bilimsel araştırmalarla meselenin ayrıntılarına inebilmek mümkün değildir. Bu durumda, bunları öğrenmek için kutsal metinlere müracaat etmek gerekir. Elbette Yaratan nasıl ve ne şekilde yarattığını bilir, bildiği için de konuşur, haber verir.
İşte, son ilahi mesaj olan Kur’an-ı Kerim bu meseleyi en güzel bir şekilde sunmaktadır. Şöyle ki:
“Hani Rabb’in meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife kılacağım’ demişti.
Melekler, ‘Orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz hamd ile Sana tesbih ediyor ve Seni takdis ediyoruz’ dediler.
Rabb’in, ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.’ dedi.
Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere arz edip, ‘(Davanızda) sadık iseniz, haydi şunları bana isimleriyle haber verin.’ dedi.
Onlar dediler ki: ‘Ya Rabbi, Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen Alîmsin, Hakîmsin.’
Allah: ‘Ey Âdem, onlara bu eşyayı isimleriyle haber ver.’ dedi. Bunun üzerine Âdem, onlara isimleriyle o eşyayı haber verdi…
Allah, ‘Ben size, Ben göklerin ve yerin gaybını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim, dememiş miydim?’ dedi.
Ve o zaman meleklere: ‘Âdem’e secde edin!’ dedik, onlar da hemen secde etti. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.
Dedik ki: ‘Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleşin, ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.’
Derken şeytan onların ayağını oradan kaydırdı, içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de: ‘Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasip vardır.’ dedik.
Ardından Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti.) O da tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.”1
Bu ayetlerde ana hatlarıyla anlatılan Hz. Âdem ve şeytan kıssasının ayrıntıları, Kur’an’ın başka yerlerinde anlatılmaktadır. Bunlar, pazılın parçalarının birbirini tamamlaması gibi, kıssayı bir bütün olarak sunmaktadırlar.
Burada üstteki ayetlerle alakalı bazı mülahazalar ifade edilecek, diğer kısımlara ise yeri geldikçe temas edilecektir.
-Hz. Âdem topraktan, melekler nurdan, şeytan ise ateşten yaratılmıştır.
-Melekler Hz. Âdemin yaratılış hikmetini sormuş, ama secde emri geldiğinde hemen secde yapmışlardır. Şeytan ise onun kendisinden üstün olmasını hazmedemeyerek secdeden kaçınmıştır.
-İblis, şeytanın isimlerindendir.
-Hz. Âdem ve eşinin yemiş oldukları yasak meyvenin hangi ağacın meyvesi olduğu ayette belirtilmemiştir. Bu konuda bazı rivayetler varsa da bunlardan tam bir kanaate ulaşılamamaktadır. Zaten hangi meyve olduğu da önemli değildir. Burada asıl olarak nazara verilen, Hz. Âdem ve eşinin böyle bir ağacın meyvesiyle imtihan edilmelerdir.
– Hz. Âdem ve eşini yasak ağaçla imtihan eden yüce Allah, onların torunlarını da “günah ağacıyla” imtihan etmektedir. Bu günah ağacının kökü kalpte, dalları insanın azalarındadır. İşlenen her günah ise, o yasak ağacın meyvesinden yemek gibidir.
– Hz. Âdem ve Havva, bu olayda bütün insanlığın temsilcisi durumundadır. Çünkü onların fıtratı bütün insanlarda aynen vardır. Mesela bir çocuğu bir odaya girmekten yasakladığımızda, ne yapıp edip girmek isteyecektir.
-Yasakların bir cazibesi vardır ve insanın nefsi yasaklara karşı daima meyillidir. Şeytan, insanın bu damarını iyi bilir ve o yasaklara sevk eder.
-Ayette “şu ağaca yaklaşmayın…” denilmesi dikkat çekicidir. Mıknatısın bir takım maddeleri çekme özelliği olduğu gibi, günahların da nefsi cezbetmesi söz konusudur. Bu maddeler mıknatısın çekim alanına girince çekilmekten kurtulamazlar. Öyle de, günahların çekim alanına giren bir nefis, o günahlardan kurtulamayabilir.
-Allah’ın muradı yeryüzünde insanların imtihan edilmesidir. Yasak ağacın meyvesinden yemek buna bir sebep olmuştur.
-Şeytan, ilk insan Hz. Âdem’in ayağını kaydırdığı gibi onun evlatlarının da ayaklarını kaydırmak, “günah ağacının” meyvesinden yedirmek ister. İnsan, zaman zaman aldanmış olabilir, ama ona yakışan Hz. Âdem gibi tevbe etmek, böylece “yitik cennete” geri dönmektir.
-Şeytan Allah’ın emrine karşı gelmiş, tevbe etmemiştir. Hz. Âdem de emre muhalefeti olmakla beraber tevbe etmiş, pişman olmuş, İlahi rahmete kavuşmuştur.
-İlk insan cennette yaratıldığından cennet “vatan-ı asli”, yani asıl vatandır. Bu dünya ise gurbet diyarı olup, o asıl vatanı kazanmak için bir çalışma ve imtihan yeridir.
1 Bakara, 30-37.
