Çocuk ve Modelleme

Bir arkadaşımın küçük çocuğu, ikinci kattaki evlerinin balkonundan kendini aşağı bırakmış, Allahtan az bir yara ile kurtulmuş. Anne-babası “oğlum, neden böyle yaptın?” diye çıkıştıklarında çocuk gayet masumane şöyle cevap vermiş: “Süpermen de böyle atlamıştı!”

Çocuk, etrafında olup bitenleri derin bir tecessüsle izler, çevresindeki insanların hal ve hareketlerini modeller. Bu modellemenin müspet olabilmesi için ona güzel örnekler sunabilmek gerekir.

Babasını sigara içerken gören çocuk, ona özenir ve onun gibi sigara içmek ister. Anne-babasını namaz kılarken gören çocuk, onlarla beraber namaz kılar. Devamlı dövüş VCD’leri izleyen bir çocuk, etrafını kırmaya, dağıtmaya başlar…

Anlatılır ki, anne yengeç yavrusuna demiş:

Yavrum, niye eğri yürüyorsun, dik yürüsene!”

Yavru yengeç cevap vermiş:

Anne, ben doğduğumdan beri sizleri hep bu şekilde yürürken gördüm. Başka türlü nasıl yürüyebilirim!?”

Bu modelleme ömür boyu devam eder. Kişi kendince büyük kabul ettiği biri veya birilerini örnek alır, onlar gibi olmaya çalışır.

Red Kid, çocukların severek izledikleri bir çizgi film kahramanı. Önceleri Red Kidin ağzında sigara vardı. Amerikalı eğitimciler bunun çocuklara kötü örnek olabileceğini söyleyerek ağzından sigaranın alınmasını istediler. Bu istekleri haklı bulundu ve kahramanın ağzından sigara alındı.

Özellikle köy ve kasaba gibi ortamlarda çocuk kendi çevresinde büyüklere muhatap olmayabilir. Bu durumda çoğu kere kabiliyetleri körelir, ufku daralır. Büyük göremez, büyük düşünemez, vasat veya vasatın altında bir hayat sürer.

İnsan çok yönlü bir varlık olduğundan modelleme de çok yönlü olur. Büyüklerin hayat hikâyelerini bilen bir çocuk, sabırda Hz. Eyyubu, zorluklara göğüs germede Hz. Yusufu, adaletle hükmetmekte Hz. Ömeri, cesarette Hz. Aliyi… ve her türlü hal ve davranışında Hz. Muhammedi modelleyebilir. Zira Kur’an-ı Kerimin bildirdiği gibi, Hz. Peygamber “en güzel örnek” olarak gönderilmiştir.

Böyle bir modelleme ile çocuk, salih insanların şahsında salih amelleri öğrenir, onlar gibi hareket eder, salihlerden olur.

Çocukla Nitelikli Beraberlik

Şu üçü, çocuk yetiştirmenin altın kuralları olarak bilinir:

-Bilgi

-Sevgi

-Vakit ayırma.

Bunlardan bilgi, meselenin teorik yönüyle alakalıdır. Bilginin esası ilgidir, ilgi olmayınca bilgi de olmaz. Ama tek başına bilgi yetmez. Zira bazı şahıslar bilir ama çocuğuna vakit ayırmaz. Bazıları da vakit ayırır, ama ya nasıl yaklaşılacağını bilmez veya sevgiyle yaklaşmaz. Böyle olunca da terbiyede iyi bir kıvam tutturamaz.

Bebekler henüz konuşamadıklarından ihtiyaçlarını ağlayarak bildirirler. Annelerin çoğu bu ağlamayı, altının ıslak olması veya karnının açlığı sebebiyle zanneder. Şüphesiz, bunlar da birer ağlama sebebi olmakla beraber, çocuğu ağlatan başka etkenler vardır. Yalnızlık ve ilgisiz kalma bunların en önemlilerindendir. Yalnız bırakılan veya kendisiyle ilgilenilmeyen çocuk “ben önemsiz biriyim, bu evde istenmiyorum, yalnızım, bir hiçim…” diye düşünmekte ve haline ağlamaktadır.

Her çocuğun içinde sevgi ile doldurulmayı bekleyen bir “duygu deposu” vardır. Anne-babanın ilgi ve sevgisi nispetinde bu depo olar, çocuk “duygusal açlık” çekmez.

Çocuğu yalnızlıktan kurtarmak için onunla aynı mekânda beraber olmak yetmez, bu beraberliğin “nitelikli” olması gerekir. Sözgelimi, saatlerce beraber TV seyretmek nitelikli beraberlik değildir. Nitelikli beraberlik, kısa bir süre için de olsa ona vakit ayırmak, onunla konuşmak ve onu dinlemektir.

Çocuğu ile beraber olan, ama bir yandan da önündeki gazeteye bakan veya göz ucuyla TV seyreden birisi çocuğuna vakit ayırmış sayılmaz. Çocuk, böyle “şekilde kalan bir beraberliğe” razı değildir.

Aşağıda anlatılan olayda nitelikli beraberlik ile ilgili önemli ipuçları bulabiliriz:

Abdullah Bey orta halli bir devlet memuru. Hemen her gün eve yorgun argın gelir. Evin tek çocuğu küçük Elif babasının eve dönüşüyle adeta bayram etmekte, fakat babasından gerekli ilgiyi görememektedir. Babası evde ya gazeteye bakmakta veya TV seyretmektedir.

Bir gün Elif babasına yaklaşır ve “babacığım, bir saatte ne kadar kazanıyorsun?” diye sorar. Babası, sözün nereye varacağını hesap etmeden “yaklaşık on iki lira” diye cevap verir. Elif “baba, bana beş lira verebilir misin?” der. Babası verdiğinde kendi cebindeki yedi liraya bunu katıp babasına verir ve ardından şu anlamlı cümleyi söyler: “Babacığım, bana bir saatini ayırır mısın?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir