Bir bakkalın canı helva çekmiş. Nasreddin Hocayla sohbet ederken “ah, bir helva olsa da yesek” demiş. Hoca kendisine sormuş:
-Sende un var mı?
-Var.
-Yağ var mı?
-Var.
-Şeker var mı?
-Var.
-Madem bütün bunlar var, öyleyse ne diye helva yapıp yemezsin?
Nasrettin hocanın bu fıkrası, şu evreni ve evren içindeki canlıları sebeplerle açıklamaya çalışanlara güzel bir cevap gibidir aynı zamanda. Nasıl ki un, yağ ve şeker, helva için gerekli maddelerdir, ama helvanın yapılması için birinin bunları kullanması, yoğurması lazımdır. Benzeri bir şekilde “hava, su, toprak ve güneş” hayatın temel malzemeleridir. Ama birinin bunları kullanması, bunlarla yeni yeni canlıları yaratması lazımdır. Bir inşaat alanına taş, tuğla, çimento, demir, su gibi inşaat malzemelerini bıraksak, aradan yüzyıl da geçse, bu maddeler güzel bir bina haline gelmezler. Esen tesadüf rüzgârları da mükemmel bir bina yapamaz.
Keza, boş bir kâğıdın yanına mürekkep şişesini koysak, hiçbir zaman bu mürekkep anlamlı bir makale haline gelmez. Değil bir kitap, bir kelime bile yazılamaz.
Benzeri bir şekilde, canlıların bünyesinde yer alan elementleri ve dört temel unsuru yüzyıl, hatta milyarlarca yıl kendi haline bıraksak, bunlardan kendiliğinden canlılar çıkmaz.
Öyleyse, bu elementleri yoktan yaratan zat, bunları kullanmakta ve bu elementlerle daima yeni yeni canlılar yaratmaktadır.
