Kur’an’ın tamamı birbiriyle bütünlük arzeder. İnsanın her bir azası, olması gereken yerde bulunduğu gibi, Kur’an’ın bütün sûreleri de bulunmaları gereken yerlerdedir. Meselâ, insan için baş ne ise, Kur’an için de Fatiha odur. Fatiha sûresi, Kur’an’ın bir fihristi durumundadır. Bütün Kur’an, Fatiha’nın açılımıdır.
Nahl suresi, “şüphesiz Allah, takva sahipleriyle ve iyilik yapanlarla beraberdir” âyetiyle biter, Bu sûreden sonra gelen İsra sûresi, en ziyade takva sahibi olan ve en fazla iyilik yapan Hz. Peygamberin miracıyla başlar. İsra sûresi, “Elhamdülillâh” demeyi emreden bir âyetle noktalanır. Peşinde gelen Kehf sûresi “Elhamdülillâh” ile giriş yapar.
Hac sûresi, “… Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, ta ki felâha eresiniz” âyetiyle son bulur. Sonra gelen Mü’minun sûresi, “Müminler felâh buldu..” diyerek müjde verir.
Vâkıa sûresi, “Azamet sahibi Rabbini tesbih et” emriyle sona erer. Hemen peşindeki Hadid sûresi, “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder” ifadesiyle başlar…
Kur’an’da ilk emir, “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin…!” âyetidir.1 Bundan sonra gelen bütün emirler ve yasaklar bu ilk emrin açılımı şeklindedir. Zira ibadet, Allah’a itaattir; Allah’ın emirlerini yapmaktan, yasaklarından kaçmaktan ibarettir.
Kur’an’da bütün insanlara hitap ederek başlayan iki sûre vardır: Nisâ ve Hac sûreleri. Bunlardan birincisi, Kur’an’ın ilk yarısının, diğeri de ikinci yarısının dördüncü sûresidir.
“Eğer Allah’ın nimetini sayacak olsanız, sayıp bitiremezsiniz.”2 âyeti Kur’anda iki âyette geçer. Bu âyetlerden biri “Gerçekten de insan çok zalim ve nankördür” şeklinde biterken, diğeri “Gerçekten Rabbin Gafur-Rahîmdir” şeklinde son bulur. Yani insanın çok zalim ve çok nankör olmasına mukabil, Allah’ın çok çok bağışlayıcı ve çok çok merhamet edici olduğu nazara verilir.3 Böyle bir anlatım, pazılın parçalarının birbirini tamamlaması misali, muhteşem bir bütünlük meydana getirir.
1 Bakara, 21
2 İbrahim 34 ve Nahl 18.
3 Muhammed Mustafa Aydın, el-Esmaü’l- Hüsna ve Münesebetuha li’l- Âyât, Ümmü’l-Kura Üniversitesi, Mekke, 1989. s. 350
